KISA NOTLAR ve HATIRALAR

Büyütmek için tıklayın

Bir program öncesi beş evler öğretmen evinde geceyi geçirmemiz gerekmişti. O günün sabahı Avni Anıl hocam erken kalkmış öğretmen evinin bahçesinde oturuyordu. Pek de sağlıklı görünmüyordu. Yanına yaklaşıp elini öptüğümde “Hocam biraz keyifsiz görünüyorsunuz hasta mısınız?” diye sormuştum. Biraz rahatsız olduğunu ama, programı tamamlayabileceğini söylemişti. Bu arada sanatçı arkadaşım Alp Arslan yanımıza geldi ve o anda “Hocam bizlere bir şeyler yazar mısınız?” dedim. Bu isteğimi geri çevirmedi ve gördüğünüz yazıyı bize aynı zamanda öğüt olması için yazdı. Allah uzun ömürler versin. Soldaki yazıda şu satırlar yer almaktadır:

4 Ekim 2000 Ankara

Çok sevdiğim değerli sanatçı evlâtlarım. Sevgili Ümit Coşkun, Sevgili Alp Arslan

Ben severek yüklendim. Musikimiz için yorgunluğu, çileye, gönül verdim. Musikimiz için. Ne denli haklı imişim gördünüz mü? Yüce Allah’ın lütfu ile yeteneklerimizi bilimsellikle de pekiştirdiniz işte. Fotoğraf ortada. BİR BÜYÜK GÜZELLİK… Zarar da görseniz, doğrudan görmeyi ilke edininiz. Yorgunluğu seviniz. Yorulmadan başarıyı, güzeli yakalamanız mümkün değil. Bunu unutmayınız. Musikimiz sizlerle daha da güzelleşecek sizleri çok seviyorum. Beni unutmayın. Avni Anıl

TRT Ankara Arı stüdyosunda bir program öncesi izleyici koltuklarında yan yana prova saatini beklerken sohbet ediyorduk. Değerli hocamdan benim için bir şeyler yazmasını rica etmiştim. Bunun üzerine hocam Mustafa Sağyaşar, yanda gördüğünüz şu küçük notu yazmıştı.

 

“Sevgili Ümit. Sana umutların bitmesin dileğimle. Sevgiler.” 23 Şubat 2005 Mustafa Sağyaşar

Büyütmek için tıklayın
Büyütmek için tıklayın

Rahmetli Recep Birgit ağabeyimle birlikte birçok fasıl yapmıştık. Bir gün Fas’a giderken “Benden ne istersin, gelirken getireyim” dedi. Fasıl programlarında kullanmak için güzel bir tef getirmesini istedim. Unutmadı. Resimde gördüğünüz tefi getirerek bana hediye etti ve üzerine de “Ümid’e Recep Birgit” diye yazdığında çok duygulanmıştım. Bir program öncesi tefin yumuşadığını fark edince yanımdaki bayan arkadaşa kısa bir süre sıcağa doğru tutmasını istedim. Ama, ateşe doğru fazla yaklaştırınca zar eriyiverdi. Çok üzüldüm. Ama, nasıl oldu bilmiyorum yanan zar, rahmetli Recep babanın imzaladığı yerden ileri gitmedi. O günden bu yana kullanmıyorum ve değerli bir anı olarak saklamaktayım.

Amerikanın California eyaletinin Santa Barbara şehrinde ‘Chirst the King Chapel’ Kilisesinde, toplu halde ve canlı olarak bir CD kaydına katılmıştım. Kayıttan sonra bir Amerikalı, göz yaşları içinde fotoğrafını gördüğünüz midye kabuğuna benzeyen küçük bir şey uzattı. Önce ne olduğunu anlamamıştım, ama hediye etmek istediği her halinden belliydi. Uzattığı şeyi rahmetli hocam Doğan Ergin’e vermesini istedim. Doğan hocam

Büyütmek için tıklayın
hemen “Hayır evladım bu senin hakkın senin alman gerekir!..” diyerek geri çevirdi. Teşekkür ederek aldım. Bu küçük hediye ‘Ocarina’ adı verilen bir çeşit düdükmüş. Aynı zamanda, kolye gibi boyna takılan Ocarina’nın üzerindeki deliklere basıldığında, tıpkı bir nefesli saz gibi değişik melodiler çıkmaktadır. O günün anısına halen saklıyorum.

Bunu almayı hak edenin de aslında kendi sesimin değil, o gün seslendirdiğimiz Hammamizade İsmail Dede Efendi’nin o muhteşem ‘Ferahfeza Mevlevi Ayin-i Şerif’inin yarattığı büyülü hava olduğunu düşünüyorum.